Yerlerde Bir Aziz

Eser, Fransız şair ve yazar Christian Bobin’in 1993’te yazdığı ve dilimize Melek Gözde Meriç çevirisiyle, 2015 Nisan ayında MonoKL Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılmış. Kitap, anlatım dili ve kurgusu açısından yazarın kendine has çok özel notalarla dokunmuş. “Yerlerde Bir Aziz”in kurgusal dünyası, gerçek bir hikayenin peşinden gidildiğini adeta hafızadan silmek istercesine fantastik bir gizeme sahip.

XIII. yüzyılda yaşamış, içine doğduğu hayatını tamamen terk ederek Tanrı’nın sesini takip eden Assisili Frençesko’nun hikayesidir bu. Onun doğumundan itibaren hayatını anlatmaya başlayan Bobin, geleceğin bu yenidoğan için neler getireceğini de neredeyse ilk satırlarda dile getirir.

“Şimdi süt ve gözyaşına bulanmış olan küçük Assisili Françesko’nun gelecek zamanlardaki azizliği, gerçek büyüklüğünü ancak bu ana hazinesinin bir taklidi içerisinde bir annenin yenidoğanın yararına ortaya koyduğu her şey için genelleyerek vücuda getirecektir. Aslında azizler yoktur. Yalnızca azizlik vardır. Azizlik sevinçtir. Her şeyin temelidir.” (s.21)

Sıra dışı bir biyografi ile karşımıza çıkan yazar, adım adım kahramanının yaşamına okuyucusunu da sürüklemeye başlar. Bobin zaman içinde ilerlerken çocukluğun o en saf halinde minik Françesko için neyin iyi geleceğini betimler. Çıkıp oturacağı, en doğru şekilde anlaşılacağı, güvenli kucak daha o zamandan kendini göstermektedir.

“Çocuk bu dönemde yaratılışın en dibinde, deliler ve aptallardan çok uzak olmayan bir yerdedir. Yalnızca İsa’nın sözü içerisinde tamamen hoşlukla karşılanır.” (s.31)

Françesko’nun kendine seçeceği konum ve “azizlik” tanımı ise yine Bobin’in cümlelerinde yerini bulur ve adeta okuyanın gözlerine parlaklığını ve keskinliğini yansıtan bir bıçak gibi bakar. Yücelik ve olgunlaşma tanımları okuyucunun duygularını altüst eder.

“On üçüncü yüzyıl savaşçıların yüzyılıdır. Taştan inşa edilmiş kiliselerin yanında, kelimelerden inşa edilmiş bir kilise yükselir. Aziz Thomas Aquinas’ın Somme adlı eseri. Yüzlerce düşünce, desteğini bu kilit taşında bulmuştur: İnayet doğayı bozmaz, onu mükemmelleştirir. Assisili çocuğu görebilmek için bu cümleyi kabullenmemiz gereklidir. Karanlık yıllarda az çok görebilmek için, şunu yazmamız yetecektir: Azizlik çocukluğu bozmaz, onu mükemmelleştirir. Gerisi için, daha fazla ayrıntı için, yetişkini izleyerek çocuğu keşfedeceğiz. Zihnin büyümesi, bedenin büyümesinin tam tersidir. Vücut, boyun uzaması yoluyla büyür. Zihin ise yüceliğini kaybederek büyür. Azizlik, olgunlaşma kurallarını tersine çevirir: Yetişkin orada çiçek olur, çocukluk ise meyvedir…” (s.31-32)

              Tanrı’yı izleme kararının onun hayatındaki en önemli noktası ise babasıyla arasındaki ilişkinin baba-oğul rayından çıkarak sahip olduğu ya da aslında olduğunu düşünmediği her şeyi geride bırakmasıyla oluşur. Kilisenin ihtiyacı için harcadığı parayla çoktan kendini adadığı yola girmiş olsa da, bu paranın hakkını soran babasına, mahkemede verdiği ifadedeki cevapla tek seferde ve net bir şekilde bunu bir kez daha açığa çıkarır.

“Beni izle, birazdan çocukluğun yollarından gideceğim. Tanrı’ya vermek için aldığım birkaç kuruş borcum var sana. Sen nesnelerin fiyatını bilirsin, sen nesnelere dair olanların fiyatlarından başka hiçbir şey bilmezsin; bak, kıyafetlerimi çıkarıyorum, senin karşında, psikoposların ve tüm bu iyi insanların karşısında çırılçıplak kalıyorum. Kıyafetlerin bu tabla üzerinde oluşturduğu yığına bak. Ölç, biç, hesapla: Sana olan borcumu ödedim. Artık sana hiçbir borcum yok, artık bir taş gibi, bir çimen tohumu gibi, karanlık gecede görülen ilk yıldız gibi yoluma çırılçıplak devam edebilirim.” (s.55-56)

Bu büyük reddediş ve meydan okumayla Assisili Françesko’nun yaşamı bambaşka; ama ait olduğunu düşündüğü şekliyle devam eder.

“Kaliteli kumaşlar satan tüccarın oğlu, kötü kumaştan yapılma bir tunik giyecek ve kemer yerine de bir kordon takacaktır.” (s.57)

                  Assisili Françesko’nun Tanrı’ya olan aşkı, bağlılığı, onun yaşamında tek belirleyici unsur olarak yerini alır. Bobin ise kendine özel anlatımı ve benzerine zor rastlanacak kalemi ile dünyadaki her şey ve herkesle kesişen yolunu aziz olmanın gerçek anlamını yükleyerek üstlenir.

“Günümüzde kitaplar kağıttan yapılır. Geçmişteki kitaplar deriden yapılırdı. İncil ise hava ile yapılmış tek kitaptır, mürekkepten ve rüzgardan bir sel. Anlamı içerisinde kaybolmuş, anlamını yitirmiş bir kitap, süpermarket otoparklarında, kadınların saçları arasında, çocukların gözlerinde yolunu kaybeden rüzgar gibi, sayfaları içerisinde kaybolmuş bir kitap. Ağırbaşlı, mesafeli bir okuma için iki elin arasında sakin bir şekilde tutulması imkansız bir kitap: Kısa bir süre sonra uçup gidecek, kumdan cümleleri ellerinizin arasından savrulacaktır. Rüzgarı ellerinizin arasına alırsınız ve hemen durursunuz, tıpkı bir aşkın başlangıcında olduğu gibi, burada duracağım dersiniz, aradığım her şeyi buldum, nihayet zamanı geldi, burada duracağım, bu ilk gülümsemede, ilk randevuda, tesadüfen söylenen ilk cümlede.” (s.11-12)

İsa Mesih’le tanışmamız her birimiz için ne kadar farklı olursa olsun, o ilk sevincimizin hep ortak bir payda olduğu reddedilemez bir gerçektir. Mesih’le birlikteki yolculuğumuzda en çok da bu sevincimizi yitirmemek, hatırlamak ve Tanrı’nın bize hatırlatması için yalvarmak kendi kişisel Mesih biyografilerimizin köşe taşıdır. Bobin’in sözler ise ait olduğumuz aşkla bizi yeniden yüz yüze getirir…

Miras Dergisi / 2015 / 15.Sayı