Hristiyan Mistizmi

Hristiyan Mistizmi Buğra Poyraz’ın Teoloji Yüksek Lisans Programı için hazırladığı ödevinin bizlere ulaşan mini kitabı. Aynı zamanda çoktan ezber edilen birçok detayı farklı bir dünyadan izlediğiniz değerli bir sandık gibi bu küçük rehber kitap. Başka bir şekilde açıklamak gerekirse, bir görümün tüm tiyatral unsurlarla önünüzde duran seyirliği. Derin düşüncelerin; ama aynı zamanda duyguların harekete geçtiği, ruhun o gizemli dünyaya çekildiği özel bir oda…

Mistizmi felsefeden uzak bir köşeye yerleştiren Poyraz, “Hristiyan mistizminin en basit karşılığı, Tanrı’yı doğrudan tecrübe etme ruhsallığıdır.” (s.9) cümlesiyle özetler. Bu tanımı tamamlayan diğer açıklama ise msitizmin neye karşı olduğu ile ilgilidir. Bunu da İsa Mesih’in havradaki satıcılara karşı olması ve masalarını dağıtması ile özdeşleştirerek aktarır. Bu özdeşleştirmeyi ise düşüncelerimizin değişmesi ile ilgili duamızın içine yerleştirir.

      “Mistizm gelenekselliği öğretmeye karşı değildir. Bununla birlikte insan mantığını ya da aklını aşan Hristiyanlığın tinsel çağrısını temsil eder. Bu nedenle “Bayram Günü Hristiyanlığını” (Bu terim, kiliseye yalnızca Noel ve Paskalya’da sosyal zorunluluk hissettiği için giden, hayatının başka alanlarında Tanrı’dan uzak yaşayan kişileri ifade ediyor) şiddetle yıktığı düşünebilir.

       Evet, yıkıcı olabilir. Her şeyi, özellikle batıl inançlarımızı, kutsal ineklerimizi ve dogmatik yanılsamalarımızı yıkma potansiyeline sahiptir. Hem putları kırabilir, hem de pazar yerine dönmüş olan tapınaktaki tezgahları kırıp parçalayabilir, aynen Mesih İsa’nın yaptığı gibi (İncil, Lu 19,45).

Karmaşa yaratmak istediği için değil, daha çok kalbimizin ve aklımızın bir ideoloji, dogma, felsefe ile meşgul olan, “Tanrı” tarafından ele geçirilmemiş tarafını açmaya yardımcı olmak için olayları algılayış düzenimizi değiştirebilir.” (s.12)

İnsan yüreğinin olduğu gibi Tanrı’ya sunulmuş ve O’nun ellerine teslim edilmiş bir hayatı şekillendirir Poyraz bu satırlarda… Özlemle istenen, mucize gibi bir değişimdir beklenen, umut edilen, doğruluğu mühürlenmiş olan… Bu mistik dünyanın temelini atan ve bu temele şekil veren ise yazarın satılarında kendine bir yer arar. Öyle ki artık o hayal ürünü gibi duran dünya,  elle dokunulabilir, gözle görülebilir bir şekle bürünür. Tüm dünyayı kurtaracak olan “sevgi” gerçek anlamını bir bedende capcanlı bulur.

“Bazıları için mistizm araştırma ve okuma üzerine kurulu bir “kafa gezisi”dir, ama aslında o bir “yürek gezisi”dir. Sevginin kutsal doğasına yapılan bir gezidir.”(s.26-27)

      “Hristiyanlar daldıkları bu sevgi kaynağını “Tanrı” olarak adlandırır ve biz Tanrı’yı kendisini gerçek, görünür ve herkes tarafından ulaşılabilir kılan Mesih İsa’da buluruz.” (s.27)

        Bir Hristiyan’ın her gün bıkmadan ve  yeniden tekrar etmesi gereken kendini inkar etme eylemi, bu eylemin yaşamsal önemi ve bu yolculuk içinde deneyimlenen her şeyin, deneyimleyen açısından yarattığı etki, yeniden gözden geçirilmesi ve düşünülmesi açısından en değerli haliyle yine Poyraz’ın satırlarında durmaktadır. İnsani korkulara karşı, tanrısal ümit dolu teşvik sözleriyle…

“Bir şeylerin gitmesine izin vermelisiniz. Korkularınız, arzularınız, hatta kendinizin kendinizden gitmesine izin vermelisiniz.” (s.41)

       “Günden güne kendinizi yorulmuş hissedeceksiniz. Kuraklık dönemleriniz olacak, bir süre için havlu atmak isteyeceksiniz. Ya da, kim bilir, daha uzun bir dönem için durup bu koşuda dinlenmek isteyeceksiniz. Oysa bu koşunun kendisi, sizin huzurunuz, Tanrı ile karşılaşma yeriniz, varlığınızı yeniden inşa edendir.” (s.43)

Bunların yanı sıra, her seferinde insanın önüne yeni bir umut gibi sürülen yeniçağ düşüncelerinin tam tersine Hristiyan mistizminin “aynı”lar içinde olmadığı, “çokluk”ta değil, ancak ve ancak “tek”likte kendini var ettiği gerçeğini sakince ortaya koyar yazar. Aşk kavuşulamayana duyulan bir tutku değil, aşık olunanla birlikte yaşanılan bir yaşam şeklidir. Fakat en önemlisi bu ilişkiyi tamamlayan bir bedenin gerçek birliğidir. Bu birlik narsizmden çıkıp, Tanrı’yı ve O’nun aracılığıyla başkalarını da önemsemeye çağırır.

“Hristiyanlığın Tanrı’daki en derin, en yüce ve en iyi parçamızı arıyor olduğumuz fikrini, seküler toplumumuzda yaygın olan modern yaşam düşünceleri baltalar. Mesih’e olan imanımız Tanrı’yı içimizde aramaya bizi çağırırken, kendimizin en iyi parçasını arıyor değilizdir. Daha çok kendimizden daha büyük bir şeyin parçası olmayı ararız. Tanrı kozmostan daha büyüktür. Cemaat bu arayışımızda bize yardım eder. Bu arayış, toplu halde daha teşvik edicidir. Bunu ararız, çünkü paradoksal olarak bu aşkta Tanrı ezelden beri bizi aramaktadır.” (s.64)

Poyraz, bu aşkı en özel kılan şey ise, ayaklarımızı yerden kesen, sadece iyi duygularımızda varlığını sürdüren, pasif bir tutku olmaması ile özetler. Bu aşk büyük bir mücadeleyi, duyguların her alanına nüfuz edecek şekilde hayatımızda ve tam yerinde açıklar.

“O size içten, Mesih’in mevcudiyetinin gizemiyle karşılaştığınız ve düşünceleriniz, duygularınız, ümitleriniz, hayalleriniz, rüyalarınız ve sevgilerinizle olduğu kadar, utançlarınız, sırlarınız, hırslanırız ve kıskançlıklarınız ve sevgiye direndiğiniz tüm yollarınızla gelir. Tanrı sevgi oluğu için, sizdeki Mesih, varlığınızın bütünü içine sevginin yerleşmesini sağlar, fakat bu sadece “iyi hissettiren” bir sevgi değildir. Mesih’in sevgisi, iyileştiren, dönüştüren ve metanoia-ruhsuzca tövbe ya da ihtida olarak tercüme edilen bu sözcük, orijinal dili olan Yunancadan daha zengin bir ifade ile “zihniyet değişikliği” ya da daha doğru bir şekilde “yeni bilince ulaşmak” anlamına gelir- için mücadele verdiren bir güçtür.” (s.78)

Bu bir aşk yolculuğundan çok daha fazlası, sonu gelmez ve tadına doyulmaz bir gizemin tarif edilmez derinliği, içinde kaybolup, Tanrı’yla kucaklaşılacak bir buluşma yeridir.

Dolayısı ile kitap boyunca birçok yerde durulabilir, yeniden düşünülebilir, sorular sorulabilir. Bu kitap içinde bulunan, üzerinde düşünülen, yorumlanan her satır, sahip olunan hazinenin önemini bilebilme, onun içinde durabilme ayrıcalığını bir kere daha ilk günkü heyecanı içinde hissetmeye sebep olacaktır. Öyle ki okuyucu kitap boyunca resmedilen tabloyu, Tanrı’nın sadece “Yaratan” olmaktan çıkıp, kendisine inananlara çok daha fazlasını veren Baba’lığını “ ‘Tanrı’nın evlatları olabilme hakkı’ (Yu.1:12) bizi yaratmaktan çok daha fazlasını yaptığını gösteren bir ifadedir.” (s.53) diyerek tanımlayan Poyraz ile birlikte bir kere daha derin bir minnetle seyreder…

Miras Dergisi / 2015 / 12.Sayı