Cemal Süreya Şiirlerinde Kadın

Cemal Süreya kendine has ifade zenginliği ve şiir birikimi ile edebiyat dünyasında İkinci Yeni’nin en önemli isimlerinden biridir. Bu akımın getirdiği “aykırı anlatımın” peşinde olan Süreya, şiirinde bireyin ve toplumun daha önce açığa çıkarılmamış hallerini ortaya koyar. Ki kadın, cinsellik, erotizm kavramları da bunun içindedir. Şair, ‘kadın’ı şiirlerinde anlatırken onu sadece aşkın içinde tarif etmekle de yetinmez. Kadının da kendi isteklerini söylemesine izin verir. Çünkü aşk iki kişi arasındadır.

Cemal Süreya şiirinde kadını her haliyle görmek mümkündür. Bazen tutkulu bir sevgili, bazen bir anne ve hatta bazen hayatın içinde emeği ile duran bir kadın…‘Nehirler Boyunca Kadınlar Gördüm’ şiirindeki dizelerinde, Anadolu kadının yaşamsal çilesini hem yüzlerindeki tasvirinde, hem de yarım kalmış kadınlıklarında açıkça gözler önüne serer.

“…

Kızılırmak parça parça olasın

Bir parça ekmek siyah, on kuruşluk kına kırmızı

Taş toprak arasında türküler arasında

Karanlıkta bir yanları örtük bir yanları üryan

Kocaman gözleriyle oy anam bu kadar dokunaklı

Kimler ürkütmüş acaba bu kadar kadını

….

Bir gün sizin de yolunuz düşer memlekete

Siz de görürsünüz bunları kadınlarda

Ödevleri yenilmek olan hep

Bıçakla kemik arasında

Susmakla ağlamak arasında

Yenilmek

Kadınlar.”

Aslında işlediği temanın içinde aşk ve tutkuyu hep saklı tutar Cemal Süreya. Kadınlık hep ön plandadır da, diğer konular onu tamamlar gibidir. Tıpkı küçük yaşta kaybettiği annesini, sevgililerinin merhametinde, şefkatinde, sevgisinde araması gibi… “Beni öp sonra doğur beni” gibi bir anlatımda bile gizlenemeyecek bir arzu vardır. Özellikle sevgiliden kaynaklanan bir uzaklığın varlığında, şair tüm yaşanılmışlığa duyulan özlemi, satırlarına inceden nakşeder. 

“…

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin

Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi.

Bir takım genç anneleri uzatırdı bir keman

Sen tutar kendini sevdirirdin

Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Yalnız aşkı vardır aşık olanın

Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan

Sen yüzüne sürgün olduğum kadın

Kardeşim olan gözlerini unutmadım

Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını

Dostum olan ellerini unutmadım

…”

Erotizmi aşkın içinde doğallıyla harmanlayan Süreya, kadının bu aşkın içinde pasif kalmasına izin vermez. ‘Üzerinden Sevişmek’ şiirinde erotizmin gizi, gören gözler için kıvrak bir zekayla ortaya konmuştur.

Başkaları da var masa da
İleri geri konuşuluyor

Ötedesin o adamın duldasında
Göz kapaklarına bürünmüş adam

Eli her an omuzunda
Eğiliyor sigaranı yakıyor

Teşekkürler sigara dumanı
Sağolasın o adam !

Onunla gelmişin buraya
Yüzün yandan ve uzaklarda

Niçin sevmiyorsun duvar kağıtlarını
Hoş belkide seviyorsun

Herkes az buçuk sarhoş
Herkes bir şeyler söylüyor

Ama yalnız ikimizin sözcükleri
Sarmaşdolaş

Üzerinden sevişmek kadının
Sigaranın,Asya`nın,omuzların,

Üzerinden aile fotoğrafların
Eller nasıl duygandır nasıl yalın

İki ses, iki bakış, gelişir nasıl
Tek bir cümle gibi, sözlere karşın

Sivri topuklar nasıl ortasına
Gömülmüştür belleksiz halıların.

Kadını daha önce betimlenmemiş hali ile biraz hovarda bir çizgiye taşıyarak anlatır bu satırlarda Süreya. Üstelik bu hovardalığın içi yasak bir ilişki ile doldurulmuştur. Çünkü şair için aşkı çekici kılan şey, kaçak olmasıdır. Ona o heyecanı katan, yarım kalmışlık, ulaşılmazlık halidir. Aslında aşkı tutku haline dönüştüren, ya da aşkın kendisini tutku yapan, erişilemeyene duyulan benzersiz özlemdir. Şiirindeki yaşanmışlık hali ise, o özlemin artık düşsel bir seviyeye taşındığını ve bu hayalin içinde bile yine aynı arzuyu yaşamanın mümkünlüğünü gösterir.

Aşk ve erotizmin en iyi betimlendiği şiirlerden biri olan ‘Üvercinka’ da şair yine yasak aşkı anlatırken, aşkın tensel bir birliktelikten öte, ruha dokunan yanını, duyguları besleyişini aktarır okuyucuya.

“…

Böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu

kesmemeye
Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
Bütün kara parçalarında

…”

Kadının cesaretine vurgu yapmayı ihmal etmediği dizlerinde Süreya, kadına sahip olduğu değeri, onun yokluğunda yaşanan yoksulluk derecesindeki kaybı ile açıklar.

“…

Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
Aklıma kadeh tutuşların geliyor
Çiçek Pasajında akşamüstleri
Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
Bütün kara parçalarında

…”

Cemal Süreya kalemindeki ustalığı ile sadece kadınlar konusunda okuyucuyu şaşkına çevirmez. “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum.” gibi insanı derinden sarsan dizelerinin varlığı, bu eşsiz yaklaşımı, onun en bilindik satırlarında da yine aşk ile hayata geçmiştir. Süreya, kadını tasvir ederken üzerine aşık rolü giyinmez. Aksine aşık olanın kendisi olduğunu açıkça gösterir. ‘İnsan Gibi’ şiiri, hem bu duruşunu ve hem de kadına dair tutkusunu en iyi sergilediği dizelerden oluşur.

Ama kadınlar, Tanrım,

Öyle sevdim ki onları,

Gelecek sefer

Dünyaya

Kadın olarak gelirsem,

Eşcinsel olurum.

Aslında tüm bu tutku dolu satırların arasında Cemal Süreya, kadından biraz ötede durur. Toplumsal bakışı açısını, onun doğru saydıklarını kolaylıkla üzerine alan kadınla aynı yerde olmak rahatsız edicidir şair için. Bunun kavgası vardır biraz. Çünkü o, kişinin kendini sadece aşkta var edeceğine inanır. Özgürleşmesi, ‘kendi’ olabilmesi adına… Toplumsal doğruların aşkta tökez olacağına inanır gibidir. Kadının kolay kabullenişi ise tam bu noktada şair için kilit noktadır.

Usta şair sadece ‘kadın’ tasvirleri üzerinde anlatılmış olsa da, okuyucunun şairin özgünlüğünü kaçırması mümkün değildir. Günlük konuşma dili Süreya’nın satırlarında öyle bir sıra dışı hale bürünür ki, yepyeni bir imgeye dönüşü verir. Hayatı ve insanı aralarındaki kaçınılmaz bağ doğrultusunda, yaşayan, canlı kelimelerle tasvir eder. Tabi bu yaşamın bir parçası olan kadın da kendine düşen payı alır onun satırlarından.

Hakkında ne yazılırsa yazılsın belki de Süreya’yı ve kadını tasvirindeki olağan üstülüğü en güzel açıklayan dizeler, Ülkü Tamer’in satırlarında hak ettiği değeri bulacaktır:

“Tanrı bin birinci gece şairi yarattı

Bin ikinci gece Cemal’i,

Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,

Başa döndü sonra,

Kadını yeniden yarattı.”

Cemal Süreya Şiirlerinde Kadın” üzerine 4 düşünce

  1. Bir defa yazı çok güzel sonlanmış. Yazının sonuna gelebilecek en güzel şiiri yazmışsınız. Tebrik ederim.

    Diğer taraftan Cemal Süreyya hakkında bir özet duruyor karşımızda ama kişisel olarak size sormak istiyorum: Sizce böyle bir erkek güvenilir midir? Yani kadınların gözünde bu kadar erotik şiirler yazan bir adam sağlam ve elde tutulabilir görünüyor mu?

  2. Aslında benim zaman içinde kendime sorduğum bir dolu soru vardır şaire dair. Şairlerin özellikle sevda üzerine, aşk üzerine yazdıkları o derinden etkileyen dizeleri gerçek midir? Yoksa belki de tüm sanatçıları diğerlerinden biraz daha ayıran noktaları, gözlem yetenekleri mi? Yaratıcılığa dair sahip oldukları nitelikleri mi? Ya da şair şairliğini aldatması, yasak aşkı ve tüm bunlarla harmanlanan duygu fırtınalarına mı borçludur?
    Dolayısı ile bunların cevapları bende saklıyken, böylesine bir adamın sevgilisi olmak riskli gözüküyor sanki. Yazdıkları, yaşadıklarına denk düşmeyebilir. Yaşadıkları yazdıklarına denk ise de bu sefer kolayca geçip gidebilir sevdiğini.
    Ama Süreya öyle betimliyor ki, hem kadını, hem tutkuyu – aşkı, “Kıyısından da olsa yaşamak isterdim” demeden edemiyor insan ;)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>