Ölü Canlar

Sosyal yayınlar

Çev. Melih Cevdet Anday

Kasım 1990 – 3.Basım

Orijinal  Adı: Мертвые души

Gogol  realizmin  tüm  çarpıcılığını  diğer  eserlerinde (Müfettiş)  olduğu  gibi  bu  eserinde  de  kullanmış. Romandaki  tüm  karakterleri  inceden  inceye  işlemiş. Bu  işlemede  de  tasvirlerdeki  detay  dikkati  çekiyor.

“ Manilov  yüzüne, işini  bilir  bir  hekimin  zengin  hastalarını  memnun  etmek  için  aşırı  tatlılaştırıp  sunduğu  ilaçlar  gibi  tatlı, hatta, iç  bayıltıcı  bir  anlatım  vererek.” (s.35)

“ Hep  biliriz, dünyada  öyle  suratlar  vardır  ki, doğa  onların  üzerinde  pek  fazla  ince  eleyip  sık  dokumamış, eğe, burgu ve  benzeri  gibi  araçlar  kullanmış  tuttuğu  gibi  kesip  atıvermişti. Baltayla  bir  vuruşta  burun, ikinci  seferde  dudak  ortaya  çıkmış, büyük  bir  matkapla  göz  çukurları  oyulmuş  ve  bütün  bu  organlar  pek  de  rendelenmeden “Yaşıyor” deyip  dünyaya  atılmıştır.” (s.113, Sobakeriç’in yüz  tasviri)

“ Ölü  Canlar” da  küçük  tutkuların, küçük  çıkarların  kaynaştığı  anlamsız  boş  bir  yaşam  anlatılıyor. Gerçekçi  bir  yazar  olarak  kötülükleri  görmesi, romanda; para, mevki, yaşadığı  günlerin  kasvetli  sevimsizliği  ve  bayağılığı işlemesine  neden  oluyor. Rüşvetler, ihtiraslar, ast-üst  ilişkileri  hep  bu  anlamda  ele  alınarak  aktarılıyor okuyucuya. Öyle  ki yazar  roman  içinde  öylesine  canlanıyor  ki  karşısındaki  okuyucuyu  bile  suçlar  duruma  geliyor.

“ Yazar, okurun  aşağı  tabakadan  kimselerle  ne  denli  isteksizce  ilgilendiğini  denemiş  olduğu  için  şimdi  onları  böyle  uzun uzun  bu  çeşit  insanlarla  meşgül  ettiğinden  üzüntü  duyuyor. Ruslar  böyledir  işte  ne  yapalım? Kendilerinden  bir  rütbe  olsun  yüksek  biriyle  tanışmaya  bayılırlar. Bir kontla, bir prensle  sadece  şapka  çıkarıp  selamlaşmaktan  ibaret  bir  ahbaplığı,  başkaları  ile  canciğer  dost  olmaya  tercih  ederler. Hatta  yazar  altıncı  dereceden  bir  memur  olan  kahramanı  için  bile  bu  korkuyu  duymaktadır. Belki  yedinci  derecede  olan  okurlar  onunla  ilgilenir  ama, general  rütbesine  varmış  olanlar  kendilerinden  aşağıda  bulunanlara  nasıl  bakarlarsa  onu  da  öyle  hor  görürler. Ya da  -daha  kötüsü- yazar  için  en  öldürücü  olan  şeyi  yaparlar; bu da  kahramanca  büsbütün ilgisiz  davranmaktan  başka  bir şey  değildir.” (s.24-25)

Bu  örneğe  ek  olarak  (s.59-60)  daki  Çiçikov’un  Madam  Manilovla  konuşması  üzerinde  yazdığı  yazıyı  da  verebiliriz.

Çok  da  ilginçtir  ki  Gogol  zaman  zaman  Rus  halkının  iyi  yönlerini  de  göstermeyi ihmal etmemiş, bunlar çok az olsa bile…

“ Fakat  konukseverlik  bizde  öylesine  yerleşmiştir ki  bir  cimri  bile  konukseverlik  kurallarını  çiğneyecek  gücü  kendinde  bulamaz.”(s.145)

Romanın  gidişatı  içinde  gerçekçiliğin  halktan  aldığı  tepkiyi  kendini  -yazar  olarak- ortaya  koyarak  açıklıyor.

“ Fakat  kayıtsız  gözlerin  görmediği,  oysa  her  an  gözümüzün  önünde olup  biten  şeyleri, yaşamımızı  kuşatan  o  korkunç  ufak  tefek  bayağılıklar  yığınını,  dünyamızın  kaynayıp  taştığı  o soğuk, yamalı  kişilere, kimi  zaman  acıyle, sıkıntıyle  geçen  yolculuğu,  acımasız  keskinin  gücüyle halkların  gözü  önünde  çırılçıplak  kabartan  sanatçının  kaderi, talihi  böyle değildir. O, halktan  alkış  toplayamaz.

…çünkü  günümüzün  yargısı, güneşe  bakan  camla  en  küçük  böceklerin  hareketlerini  gösteren  camın  aynı  değerde  olduğunu  kabul  etmiyor. Günümüzün  yargısı  hor  görülen  yaşamdan  bir  sahne  alıp, onu  bir  sanat  incisi  durumuna getirmek  için  derin  bir  ruhu  gereksediğini  kabul  etmiyor…” (s.159)

Gogol’un  romanda değinmediği  bir  şey  kalmamış  gibi. Halkın Rusaça’ya  olan  ilgisizliğinden (s.195)  tutunda, yapılan  baloların  Rus  doğasına  aykırılığına  kadar.( s.206)

Ve  sözü  Çiçikov’a  getiriyor. O’nun  kişiliğine. Sağlam  karakterli  bir  insan  Çiçikov. Amacı  uğrunda  yeni  girişimlerde  bulunmaktan  bir  türlü  vazgeçmiyor. Eline  geçen  fırsatları  değerlendiriyor. Açıklaması  da  çok  da  masumca…

“ Ben  kimseye  bir  kötülük  etmedim… Herkesin  yararlanacağı  fazla  bir  paradan  yararlanmaya  kalktım, ben  yapmasaydım, başkası  yapacaktı…”(s.263)

İşte  açıklama  gayet  basit “ben   yapmasaydım  başkası  yapacaktı” . Çiçikov,  babasının  “para  biriktir, harcama!” sözünü (biraz  abartarak  belki), kendi  amaç  edinip, parayı  para  için  değil, sadece parlak  bir  gelecek  için seviyor. Yaşayacağı  yılların  hoşlukları  ve   üstünlükleri  için…

Bunun  yanında  erdemli  yada  kusursuz  bir  kahraman  değil. Gogol’un  yazdığı  gibi  ona  alçak  demek  de  ağır  bir  yargı  olur. Belki “işini bilir”  demek  daha  yakışık  alır(s.266). Gogol  şunu  da  üzerine basarak  belirtiyor  ki  yalnız  büyük  tutkular  değil, küçük  tutkular  da  iyi  şeyler  için  doğmuş  olan  kimseye,  en  büyük  ve  en  kutsal  görevlerini  unutturabilir.

Ve  bence  romanın  en  belirgin  bölümü, Çiçikov  kişiliğinin  nedeni  işte  şu  satırlarda …

“ Bu  kitapta  bugüne  değin  hiç  yapılmamış  bir  şey  yapılabilir  ve  Rus  ruhunun  o  sınırsız  sağlamlığı  bütünü  ile  gösterilebilirdi; Çiçikov   yerine, Tanrı  vergisi  erdemiyle  bir  Rus  köylüsü, yada  derinliklerde  sonsuz  özveri  ve  soylu  isteklerin  gömülü  bulunduğu  ve  kadınlık  ruhunun  bütün  güzelliklerini  toplamış, yeryüzünde  bir  eşi  daha  gösterilmeyecek  kusursuz  bir  Rus  kızı  çizilebilirdi.

………………

Söylediğim  gibi, ben  erdemli  bir  kahraman  seçmedim, bunun  nedenini  size  söyleyeceğim. Çünkü, “zavallı, ama  erdemli”  denilen  kişileri  bir  yana  bırakmalı, dinlesinler, gün o gün; neden  derseniz, “değerli adam”  deyimi  artık  lafta  kalmıştır; “doğru adam”  at  yerine  konmuştur, onun  yazarı  değil, binicisi  vardır, binerler  sırtına,  basarlar  kamçıyı;  ”erdemli  adam”  açlıktan  gebermiştir, ona  artık  kimse  saygı  göstermemektedir.  İşte  bu  yüzden  diyorum  ki, şimdi  artık  alçakları  arabaya  koşmanın  zamanıdır. Hadi  gelin, alçakları  koşalım.” (s.247)

Bütün  roman  birkaç satırla özetlenmiş gibi. “erdemli  adam” ın  konumu  da, “doğru  adam”ın  yeri  de Gogol tarafından okuyucuya gayet net bir şekilde verilmiş. Bunu  ikinci  bölümde  bize  tanıttığı  “Tientietnikov”  kişiliğinde  de  görebiliyoruz. Ne  umutlarla  başladığı  hayatını, art  niyetsizliği  ve  sağlığının   insanlarca  kullanılması,  umut  ettiği  gibi  bir  toplumda  olmadığının  anlayışı  ile  acınası  bir  hale  getiriyor. Zamanında  öğretmeni  Aleksandra  Petroviç’in  o  çok  beğendiği  sözünü  hayata  geçiremiyor.

“Ayağın  kaymış  olsa  da  kalk  ayağa  ileri marş! “ (s.278)

Gogol  umutsuz.

“ Günümüzün  Rus’u  için  hiçbir  umut  olmadığını  düşünürüm  sık sık. Her şeyi  yapmak  istediği  için  hiçbir  şeyi  gerçekleştirmeyen  bir insana  benziyor  o. Bir  gün  gelecek, yepyeni  bir  yaşam  ve  yepyeni  bir  perhiz  için  kesin  kararlar  verecek. Ama  şimdilik, midesi adamakıllı  şişmiş  oturmuş, baykuş  gibi  kayıp  durmaktadır. Herkes  böyle.”(s.355)

Her şeye  rağmen bütün  bu  “Ölü Canlar” a karşın yani, Aleksandra  Petroviç  gibi  bir  insan  diliyor  yazar.

Onlara  “ileri  marş!” diyebilecek  birini…

Ölü Canlar” için 6 yorum

  1. Gogol’un dilini hiçbir zaman Dostoyevski ve Turgenyev ile eş tutamadım. Ölü Canlar da beni çok sıktı ve bitiremediğim bir kitap olarak geçti tarihime.

    Ancak yazını okuduktan sonra dönüp yeniden okumayı düşündüm.

    Teşekkürler Serda.

  2. neden okumuştum, neden bir daha okumam lazım çok iyi hatırladım incelemenden sonra.. fikrine sağlık Serda..

  3. Kitabın çok sıkıcı bir kitap olduqunu duydum okuyasım gelmemişti.Ama ödevim olduqu icin içeriqini arıştıtırken yazınızı okudum.Duyduklarımın yansıttıklarınızla alakası yok.Ödevimi veremesemde okuyacağım bi kitap buldum sanırım 🙂 Tsk.

    1. Sadece siteyi gezip, bu yazıyı okuyup gitmemiş ve yorum bırakmış olmanız kişisel olarak sevindirici. Bir kişiye dahi olsa okunacak bir kitap armağan etmiş olabilmek ise daha da güzel. Ben teşekkür ederim 🙂

Yorumlar kapatıldı.